13 Nisan 2012 Cuma

KİTAPLARIMDAN... Yaşar KEMAL ''DAĞIN ÖTE YÜZÜ''

Uzunca Ali, anası Meryemce, karısı ve iki çocuğuyla Çukurova'ya, pamuk tarlalarına ulaşmak üzere yola çıkar.
Uzun ve zorlu bir yürüyüş başlar. Her geçen gün çileye dönüşen bir umut yolculuğudur bu. Yaşlı anasıyla birlikte pamuk tarlalarına zamanında yetişmek zor görünse de, umutludur ve gelecek üzerine hayaller kurmaktadır Ali.
Verimli pamuk tarlalarına girilecek, pamuklar toplanacak, hayalleri gerçekleşecek. Pamuğa giden yol, umudun, yaşam mücadelesinin yoludur.
Yolun sonunda ulaşılan Çukurova, hayallerin yıkıldığı yerdir. Ali ve ailesi, yeni bir çilenin başlangıcındadır.
Yaşar KEMAL, ''Dağın Öte Yüzü'' adlı üçlemesinin birinci kitabı olan ''Ortadirek'' adlı kitabında, hayatta kalma mücadelesindeki insanların

yaşadığı sorunları anlatmaktadır.

5 Ağustos 2011 Cuma

BİR FARE YA DA BİR İNSAN HAYATI


Savaş çığırtkanlığının arttığı bugünlerde, insanın insana yaptığı zulmü, dünyadaki hiçbir canlı türünün bir diğerine yapamayacağına ve yapmadığına bir kez daha kanaat getiriyorum.
Yurdum insanının, toplumun her kesiminde giderek düşmanlaştığını hayretle izliyorum.
Eskişehir'de Türk bayrağını üniforma gibi üzerine giyinmiş milliyetçi gençlerin, sezonluk tarım işçilerini kürt oldukları için: ''Topraklarımızdan defolsunlar!'' dediklerini, evimin hemen yanı başında, başkentte, iki kadının kavgasında birinin : ''Pis kürt defol!'' dediğini, diğerinin de: '' Kürtlerin b.kunu ye!'' dediğini utançla izliyorum.
İnsanlarımızın yıllardır öğrenemediği,-sanırım bundan sonra da öğrenemeyeceği-barış dilini kullanmaya asla yanaşmadığı ve buna çanak tutan, savaşı daima besleyen güçlerin olduğunu görüyorum.
Norveç'teki ırkçı saldırının, bu ülkenin savaş çığırtkanlarına bir ilham kaynağı olmamasını umuyorum.
Canımı acıtan bu ölümler, öldürmekle insanın biteceğini, fikirlerin yok olacağını düşünme gafleti içinde olan savaş yanlılarına: ''Barış bu kadar mı zor?'' dedirtiyor.

KİTAPLARIMDAN... ''Kayıp Söz''



En son okuduğum kitaplarımdan Oya BAYDAR'ın yazdığı ''Kayıp Söz'', savaş ve barış hakkında yeniden düşünmeme sebep oldu.
Yaşadığı dünyanın çelişkileriyle zaman içinde yazamaz olmuş, sözünü yitirdiğini düşünen bir yazarın: ''Bir fareyi öldürmekten, bir insanı öldürmeye geçişin çok güç olmadığını'' görmüş olması, insanların, öldürmek için daima sebepler bulup, kendilerine haklılık payı çıkardıklarını, iyi ve doğrunun ölçüsünün ne olduğunu, ölçüyü kimin belirlediğini, tüm bu olaylar içinde kendisinin bulunduğu yeri ve yaşananlardaki etkisini sorguladığı, kaybettiği sözü arayışının romanı...
Şiddetle beslenmeyen, savaş çığlıklarının atılmadığı, barış sözlerinin söylendiği güzel günleri görmek umuduyla.

7 Haziran 2011 Salı

Franz KAFKA... ''DÖNÜŞÜM''

İnsan, diğer insaların bencilce duygularıyla dünyaya gelir.
Kişinin doğduktan sonraki görevi ise, ''Onların'' kendini sevmesi için neler yapabileceğini düşünmek ve bunları gerçekleştirmektir.
Bireyin aile içinde başlayan ''kabul edilme'' duygusu zamanla, kaygılı, kendinden uzaklaşmış insanlar yaratır.
Aile, Çocuğunun sahibi olduğunu düşünerek, bireyin varlığını ortadan kaldıracak derecede müdahaleci bir hale gelir.
Toplum içindeki hiyerarşik yapı bireyin hayatında bir trajedi yaratır. İnsanca bir yaşam istemenin, bu uğurda verilen mücadelenin bedeli ise ağırdır.
Eğer sürünün dışına çıkarsanız sürü sizi ezer ve toplumla çatışırsınız. Uyumlu ve uslu olduğunuz sürece sizi severler.
Franz KAFKA'nın ''DÖNÜŞÜM'' adlı kitabının kahramanı Gregor SAMSA'nın başkaldırısı bilinçaltında başlar. Bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır ve Gregor ''başkalaşır'' , bir böceğe dönüşür.


Anne onun birgün aralarına-sürüye- döneceğini sabırla beklerken, kız kardeş Gregor'un artık buradan gitmesi gerektiğini, onun bir daha insan olmasından umudunu kesitğini belirtir.
Kız kardeş: '' Gregor, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendilğinden çıkıp giderdi.'' der.
Sürüye başkaldıran insan, toplumun gözünde birlikte yaşanamayacak kadar ''iğrenç bir hayvan'' dır. Sürüden ayrılan insan da bu bedeli göze almıştır.

31 Mayıs 2011 Salı

Ursula K.LEGUN... ''MÜLKSÜZLER''


''...Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın;
suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.''
Sahip oldukça özgürleştiğini sanan insan, zaman içinde sahip olduğu herşeyin kölesi haline gelmiştir.
Özgürlüğünü paraya değişmiş, hep daha fazlasına sahip olma çabasına girmiştir.
Yönetilmeye boyun eğen insan grupları, devletin öğeleri olmayı tercih etmiş, sömürüyü geçerli kılmak adına konulan yasalarla yönetilen kişiler haline gelmişlerdir. Sömürmeyi öğrenirken, başkaları tarafından sömürülen,
sahip oldukça bencilleşen insan, mülkiyetsiz bir yaşamı hayal bile edememektedir.
Hayattaki her türlü kavganın, savaşın, sınıfsal farklılıkların yok edilmesinin tek yolu, paranın köleliğinden kurtulmaktır. Dünyanın tüm kaynakları insanlığın yararına kullanılmalıdır.
Ursula K.LEGUN'ın , ''Mülksüzler'' adlı kitabında tüm kaygılardan uzak yepyeni bir dünyanın içinde bulacaksınız kendinizi. Özgürlüğün ne olduğunu ve ne kadar özgür olduğunuzu sorgulayacaksınız.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

ANKARA EKİN TİYATROSU...'' HASRET ''

2010-2011 TİYATRO SEZONUNU NAZIM HİKMET'İN HAYATI VE ŞİİRLERİNİN KONU EDİLDİĞİ '' HASRET '' ADLI OYUNLA KAPATTIK.

24 Nisan 2011 Pazar

Henry ve Alice'in Gizli Yaşamı

Uzun bir yasak döneminden sonra blog sayfama kavuşmaktan dolayı çok mutluyum.
Yurdumun her yerinde, hemen her konuda karşılaştığımız anlamsız yasaklar hepimizi bıktırıyor. Umarım yasakların hiç konulmadığı özgür bir yaşamı paylaşırız gelecek günlerde.
Dün akşam İzmir Devlet Tiyatrosu'nu David Tristram'ın yazdığı, Sinan Pekinton'un yönettiği ,

''Henry ve Alice'in Gizli Yaşamı'' adlı oyunla izledik.
İki kişilik oyun, zaman içinde bunaltıcı, zoraki bir birlikteliğe dönüşen bir evliliği komik bir dille anlatıyor.
Aslında insan doğasına en aykırı yaşam biçimi olan birlikte, aynı evde yaşamak ve bu yaşantıyı da yasalar çerçevesinde belgelemek olan ''Evlilik'', bir süre sonra sağlıksız bireylere dönüşmemize neden oluyor.

28 Şubat 2011 Pazartesi

İSTANBUL DEVLET TİYATROSU... ''KISMET''

Gülriz SURURİ'NİN YAZIP YÖNETTİĞİ ''KISMET'' ADLI OYUN, BANA KONGREDE YAŞANAN GERGİN ANLARI UNUTTURDU.YALNIZ YAŞAYAN TÜM KADINLARIN İZLEMESİ GEREKEN ÇOOOK SEVİMLİ BİR OYUN.