21 Temmuz 2010 Çarşamba

KİTAPLARIMDAN... ''Utanç Bitti'' Anja MEULENBELT


1945'te Utrech'te doğdu. 16 yaşında yasak ilişkisinden hamile kalıp, okulunu terk etmek ve evlenmek zorunda kaldı.
19 yaşında boşandı, yarım kalan eğitimine devam etti.1970'li yıllarda Holanda'da feminist ve sosyalist hareketin gelişmesine katkıda bulundu.Uluslararası kongrelere,kitlesel kampanyalara, sosyal alanda kadın çalışmalarına katıldı.
''Utanç Bitti'' adlı otobiyografik romanında erkek egemen toplumun kadının varlığını hergün biraz daha yok saymaya çalıştığını, kadının yaşama hakkının elinden alınmaya çalışıldığını anlatıyor.
1970'lerde başlayan 'cinsel devrim''in 'cinsel' fakat devrimci olmadığına dikkat çekiyor. Erkeklerin en büüyk korkularının, kadınların artık onlara ihtiyaç duymadıklarını hissetmeleri olduğunu ortaya çıkarıyor.
Kitapta, kadınların tüm enerjilerini erkeklerin kendilerini iyi hissetmeleri için harcadıklarını gözler önüne seriyor.Kadının kadın haretketini yavaşlatan ve baltalayan birçok davranışını da eleştiriyor.

Geceleri dışarı çıkamıyoruz, çıkarsak da hızlı adımlarla doğruca karşımıza bakıp, yumruklarımızı her an birinin suratına indirecekmişcesine sıkarak yürüyoruz.Karanlık sokaklara girmemek için yolumuzu değiştiriyoruz. Yanlışlıkla bir erkekle gözgöze gelmişsek, taciz veya tecavüzü haketmiş oluyoruz.

Kitapta yer alan, Shulamith Firestone'den bir alıntıyla yazıma son veriyorum:

'' Eşitliğin olanaklı olduğuna inanan, yüksek ideallere sahip kadınlar, tipik kadınsı özelliklerinden vazgeçmek ve onları erkeklerin dolaysızlığı, dürüstlüğü, hareket özgürlüğü sandıkları şeye dönüştürmek için tüm çabalarını gösteren kadınlar pek de rağbet görmediler. Anneleriyle aynı kişiliği edinmemek için bulundukları büyük özveriye , yüksek amaçlarına, aydın sohbetlerine kimsenin değer vermediğini fark ettiler.
Çünkü erkekler, onların zekice takılmalarından, tarzlarından, cinselliklerinden, mum ışığında yemeklerinden keyif alsalar da her seferinde kafasızın biriyle evlenmek için çekip gittiler, daha da kötüsü sonra geri gelip nasıl bir canavarla evlendiklerinden yakındılar...''

20 Temmuz 2010 Salı

RECM cezası yasalarca uygun!


İrna ajansının haberine göre, İran İnsan Hakları Konseyi Başkanı Muhammed Cevad Laricani, "Bir mahkeme tarafından 90 kırbaç, bir diğeri tarafından da recm cezasına çarptırıldı, karar gözden geçiriliyor" dedi.

İki çocuk annesi Sakine Muhammed Aştiyani, zina suçu işlediği gerekçesiyle beş yılını hapiste geçirdi.

RECM


Kadın olmanın suç olduğu bir dünyada, taşlanarak-recm ile-öldürülen bir kadın SORAYA.
Uzun zamandır toplumun gündeminde olmayan kadın sorunlarını hepimize yeniden hatırlattı bu film.
CYRUS NOWRASTEH'in yönettiği film, 2009 yapımı,114 dakika. Oyuncular, Jim Caviezel, Shohreh Aghdashloo, Mozhan Marno, Navid Negahban.
Filmi izlerken insanın insana yapabileceği kötülüklerin ve işkencenin sonu yok galiba diye düşündüm.
Bir insanı beline kadar toprağa gömüp, onun çaresizliğinden sonuna kadar faydalanarak taşlamak! Taşlamak! Küçücük çocuklara bu olayı seyrettirip, onların da taşlamasını sağlamak! Aklın ve mantığın devreden çıktığı o anları izlemek dahi insan olan insanın sinirlerini bozarken, bu eylemi greçekleştiren insan görünümündeki tuhaf yaratıkların yüzlerindeki güçlü ifade size çok şey düşündürtüyor.
İnsanın insanı hiazaya getirme, egemenliğini pekiştirme çabasının bu derece acımasızlaştığını görmek hem acı, hem de utanç verici.
Filmin bir bölümünde, yönetmenin toplumun tabularından korktuğunu hissediyorsunuz. Filmde Soraya'nın taşlanması ile ilgili kararın verilmesine bir iftira sebep oluyor. İşte bu noktada soruyorsunuz, Soraya gerçekten eşini bir başka erkekle aldatsaydı taşlanarak öldürülmesini onaylayacak veya doğru mu bulacaktık?
Adalet yerini buldu mu diyecektik? Birçok kişi, kadına iftira atıldı, suçsuzdu dedi.
Eğer bu filmi izleyip, bu yorumu yapıyorsak, daha çok recm cezaları olur, daha çok SORAYA'lar ölür!..

19 Temmuz 2010 Pazartesi

ORYANTİRİNG


Oryantiring nedir dediğimizde, bize koşarak satranç oynamak dediler. Çeşitli sembollaer içeren tuhaf haritalar ve pusulalarla yön ve hedef bulmaya çalıştığınız eğlenceli, fakat yorucu bir spor dalı.
9-13 TEMMUZ 2010 tarihinde Ankara Çamkoru İzcilik Tesislerinde ORYANTİRİNG kursuna katıldık.Sıkıcı sayılmazdı. Genellikle eğlendik. Çok yorucu olduğunu da belirtmeliyim. Doğa yürüyüşleri, hedef bulma çalışmaları derken sürekli bir koşturma vardı.
Çadırlı kamp olarak geldik fakat, hava durumu haberleri yağışlı gösterdiği için-benim tüm itirazlarıma rağmen-bizi tesiste barındırmaya kararlıydılar. O iğrenç odalarda kaldık mecburen. Yatak denen tuhaf şeylerin üzerine uyku tulumlarımızı koyup yattık.
Şimdi, izcilik bu memleket için önemliyse,izciliği yürütmeyi düşünen bunca insan neden böyle bir rezilliğin içine atılıyor? Bunu kampın sonuna kadar tartıştık. Sanırım oradaki eğitimci liderler ve kamp sorumlularının da burunlarından getirdim kampı. Ama sen sormazsan, ben sormazsam, sorgulamazsam nasıl düzelecek aksaklıklar?

Kampın birgününü anlatayım:
Sabah 06,30 da gürültüyle uyandık.Ben herşeye rağmen 07,00 a kadar uyumaya çalıştım.07,15 te bir toplan düdüğü ve sabah sporu denen işkence .Kilometrelerce dağ, bayır, orman, dere, göl yürüdük. Sabahları ormandaki zemin ıslak olduğu için genellikle düşe kalka yürüdük tabii.
Kampa geri dönüp kahvaltı ettik. Yetersiz olmasına rağmen, ormanda o kahvaltı bile lükstü.
Kahvaltıdan hemen sonra bir düdük daha. Neymiş efendim, haritaları alacakmışız da, pusulayı haritaya kitleyecekmişiz de, hedefleri bulacakmışız..... oooooo çok yorucu.
Üstelik yön bulma konusunda son derece yeteneksizim.

öğle saatinde Çamkorudaki tüm ormanlık alanları, dağları, tepeleri, gölleri, dereleri koşturdular bize. Bu oryantiringçiler çok acımasızmış.Sanırım 10 km yürüdük. Artık konuşmaya bile halimiz kalmamıştı ama kampa dönüp yemek yemeliydik.

Dönüşte kamptaki sevgili arkaşım Nurcanla ekibin en sonunda kalıp, onları attlattık ve kahve içmeye gittik. O koşullarda bu kahveyi içmek bizim için muhteşem bir şeydi.
Üstelik yanında bir de falcısı vardı. Kahveleri içip, fallarımızı birer peri masalı gibi dinledik.İnanıp inanmamk o anki ruh halinize kalmış birşey.

Kampa dönüp yemeklerimizi yedik. Nihayet bitti derken acımasız ekip bize bir sürpriz yapıp, gece oryantiringi hazırlamışlar. Duyunca mutluluktan gözlerimiz yaşardı. Bu sefer de el fenerleri, harita ve pusulalarla ormandaydık. Saat 24,00 olduğunda kampımızdaydık. O berbat odalarda yatıp uyumak için can atıyorduk.
Artık evimde ve rahat yatağımda uyuyorum....