
HEGEMONİK ERKEK
İnsanların çoğalıp doğa şartlarıyla uyum sağlama ve baş edebilme çabalarına girmesiyle ,kadın ve erkek arasındaki bedensel farklar netleşmeye başlamıştır.
Kadının hassas fiziksel yapısı, sert doğa koşullarıyla mücadeleyi erkek türüne bırakmıştır.
Mağaralara sığınmış insanlar, beslenme ihtiyacı için dışarı çıkıp avlanmak gerektiğinde kadınlar, erkek türünün öncelikle fiziksel gücünü kabul etmeye başlamışlardır.
Giderek erkek türü gücün simgesi haline gelirken, kadın erkeğe karşı zayıflamaya başlamış, kendisi de mağara dışındaki hayatla baş edip mağaradaki kadının korumasının, beslenmesinin onun (erkeğin) görevi olduğunu kabul etmiştir.Böylece kadın, erkeğin güç simgesi olduğunu, kendisinin onun tarafından yönetilmesi gerektiğini, erkeğin bir lider, bir reis olduğunu beyninde tamamen mantıklı hale getirmiştir.
Erkek, egemenlik duygusunu, özgüvenini, insanlığın ilk yıllarından bu yana, kadınların sosyal yaşma katılamayışları nedeniyle ortaya çıkan boşluk sayesinde elde etmiştir. Bir nevi, istemeyerek de olsa kadın, sosyal hayattaki özgürlüğünü, erkeğe armağan etmiştir.
Kadın, iki tür arasındaki fiziksel ve duygusal farklılığı, sosyal hayatta da görmüş, kabul etmiştir.
Mağaralardan çıkıp, toplu yerleşik hayata geçişle birlikte, kırsal ve kentsel yaşamda erkek giderek güçlenmiş, bu gücüyle iş, sosyal yaşam, ikili ilşkiler alanında egemenliğini sağlam temellere oturtmuştur.
Aile kuırumu, bir kadın ve bir erkeğin birlikte yaşamaya başlaması, nesillerini devam ettirmek adına yeni bireyler dünyaya getirmesiyle oluşmuştur.
Artık bir ortak yaşam vardır ve bu yaşamı devam ettirmek adına, elde edilmesi gereken temel ihtiyaçlar, aile mensubu bireyler tarafından karşılanmıştır.
Genellikle bu ihtiyaçların temininde kadına ve erkeğe ayrı ayrı roller biçilmiştir. Kadın, erkeğe göre daha duygusal, daha hasasas olan yapısından ve geçmişten bugüne gelen öğretilerden de kaynaklı olarak , erkeğin yanında, aile kurumunda ve toplumda pasif kalması gerektiğine inanmış, inandırılmıştır.
Kendisini, korunmaya ve bir lider tarafından yönetilmeye muhtaç olarak değerlendirmiştir. Çünkü, daha önceki yaşantılarda hep bu şekilde olmuş, annelerinden öğrendikleriyle, kadının yerinin evi olduğu, erkeği mutlu etmekle yükümlü olduğu eve bir reis gerektiği, bu reisin de ancak bir erkek olabileceği öğretilmiştir.
Nesilden nesile bu öğreti giderek normalleştirilip, kişiler tarafından kabul edilmiştir.
İki tür arasında bir egemenlik çatışmasının olmaması gerekir. Yaşam boyunca, iki türün temel hedefi, biyolojik ve böylece farklı psikolojik yapılarını anlamaya çalışmak, empati kurarak anlamlı bir ortak yaşam için mücadele vermek olmalıdır.
Kıyısız Deniz