Üretimde erkek çalışanlara nazaran daha az yer alan ve daha az ücret alan kadınlar, örgütlenme süreçlerine de daha sınırlı olarak katılmaktadırlar.
Dünya genelinde çalışan kadınların ancak %40’ı sendikalıdır. Kadınlar, ya sendikalara üye olmuyor, ya da üye olsa bile aktifleşmek yerine pasif üye olarak kalmayı tercih ediyorlar..
Kadınların sendikal örgütlülük içindeki sayısal azlığı sorgulanmalı ve gerçekçi çözümler üretilmelidir.
Sendikaların bürokratik yapılarının, birçok kadının kayıtdışı işlerde çalışmasının, erkek egemen zihniyetle yürütülen aile ilişkilerinin, sendikaların ne ifade ettiği konusunda bir fikirleri olmamasının,
kadın üyelerin sayısal azlığında önemli bir payı vardır.
Kadın sorunu ve kadınların örgütlenmesi denildiğinde sendikalarda ilk akla gelen 8 Mart'tır.
oysa ki kadınların yaşadığı sorunlar ve çözümleri, yılın bir tek gününe sığdırılamayacak kadar çoktur. Doğum izni, çocuk bakımı,cinsel taciz, psikolojik ve biyolojik şiddet,her geçen gün artan kadın cinayetleri,
sendikaların gündemlerinde olması gereken önemli konulardır fakat
sendikalar erkek egemenliğindedir. Sendikal süreçte de erkek egemen bakış açısı hakimdir. Kadın kimliği ve kadın sorunları yok sayılmaktadır.
Çalışan kadınlarla şikayetçi oldukları konular , sendikal hakları ile ilgili görüş alış verişinde bulunulmamakta, tabana yönelik bir çalışma yürütülmemekte, kadınların taleplerine sahip çıkılmamakta ve onlardan kopuk kararlar alınmaktadır.
Kadın komisyonları, sendikaların erkek egemen zihniyetinin gölgesinde giderek pasifleşmektedir.
Mevcut sendikal yapının ve kadına bakış açısının, kadın politikalarının değişmesi, bunun için de, kendi içinde yaşamış olduğu cinsel tacizi dahi üyelerinden saklayan,ilkelerinden uzaklaşmış, grup çıkarlarının ön planda tutulduğu bir sendikal yapıya karşı ciddi mücadele yürütülmesi gerekmektedir
Unutmayalım ki
Sendikalar, hiçbir grubun, hiçbir yönetimin malı değildir. Eğitim sen bizlere, üyelerine aittir.